Tango çok ilginç bir dans gerçekten. Gerçi sadece dans olarak tanımlamak da ne kadar doğru o da tartışılır ya… Neyse…

Batı’dan Doğu’ya birçok farklı felsefeyi ve metodu bire bir yaşama imkanı buldum. O akımın önemli isimleri ile tanışma ve sohbetlerinde bulunma şansı yakaladım. İlk başlarda birbirlerine zıt gibi görünen bu akımların aslında birbirleri ile olan ilişkilerini ve ne kadar çok şeyi paylaştıklarını görme fırsatı yakaladım. Hz. Ali zaten bunu yüz yıllar önce “ilim bir nokta idi cahiller onu çoğalttı” sözü ile belirtmiş aslında da benim bunun farkına varmam oldukça zaman aldı. Bu noktanın ne olduğu konusunda şu anda yorum yapacak olgunlukta olduğumu pek düşünmüyorum açıkçası ama o noktaya yakın bir yerlerde, bütün öğretilerin en kuvvetli birleştiği yer tahminimce tevhid. Yani birleşme. Yani Ben’den Biz’e gidiş. Ben’den Biz’e gidişin ne olduğu, aynalık vb konularına bu yazıda pek giremeyeceğim açıkçası çünkü bu konuların her biri başlı başına büyük ve üzerlerine ciltlerce kitaplar yazılmış konular ama Tango hangi noktada bu yola aracılık ediyor ve Tango’da bunların temsilleri nelerdir konularına elimden geldiğince değinmeye çalışacağım.

Tango bildiğimiz gibi iki kişinin konuşmadan farklı ortak başka bir dil kullanarak bir biri ile olan sohbetidir. Bu sohbet yeri gelir sakin, yeri gelir sert, yeri gelir yumuşak, yeri gelir sessiz.. bir şekilde gerçekeleşebilir. Bu sohbet üsluba, şiveye bakmaz ama inkar edilemeyen bir kuralı vardır. Gerçek oluş… Tango’da bir kişi ile yaptığınız dansta kim olduğunuzu gizlemeniz imkansızdır, çünkü o dilde konuşabilmek çıplak olmayı gerektirir. Bu çıplaklık birbirini belki ilk kez görmüş iki kişinin birbirini daha doğmadan tanıyormuşçasına yakınlaşmasına olanak sağlar. Belki de bu iki kişi birbirini öyle tanıdığı için dans eder onu da bilemem gerçi.

Bu çıplak yakınlaşma ise tek bir şeye gebe kalır. Biz. Birbirinden bağımsız iki tane Ben, Tango’nun bütünlüğü ve dili ile Biz’e evrilir. Bu Biz’de her şey ortaktır. Fiziken hareketler, nefesler, kalp atışlarının uyumu olarak yorumlanırken, içeride duyguların, düşüncelerin ve hazzın bütünlüğü esastır. Gerisi ise teferruattır.

Peki bu bütünlük bahsi geçen öğretilerdeki bütünlük müdür? Yoksa bir serap gibi yanılsama mıdır?

Bu soruya cevap olarak tabi ki de o bütünlüktür dememi bekliyor olabilirsiniz ama ne yazık ki ben öyle düşünmüyorum. Tango’daki bütünlük(Biz) bence bir serap gibi yanılsamadır ama bu onun anlamsız olduğu anlamına gelmez. Çölde ölmek üzere olan bir insan için serap bir çare değildir belki ama hayatta kalmaya programlanmış olan insan için bu serap bir umuttur. Yani sussuz, bitap düşmüş o kişiyi hayatta tutan, bir sonraki adımını attıran ve umudunu korumasını sağlayan yegane şeydir. Eğer o da olmasa uçsuz bucaksız bir çölde nasıl bir azim hayatta kalmayı başarabilir?

Bu örnek gibi ben Tango’daki bütünlüğün(Biz’in) bir tadımlık serap olduğunu düşünüyorum. Hem ulaşılması zor olan bütünün peşinden koşmak için bir deneme, hem de insanı bu hayatta tuttan bir tat. Eğer bu tatlar da olmasa zaten neden yaşar ki insan?

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *